Y.E

17.08.2026

Yaren ile buluştum.

İş çıkışı önce evine çıkıp üstünü değiştireceğini söyledi. Ben de aşağıda onu beklemeye başladım. Açıkçası o birkaç dakikayı nasıl geçirdiğimi bile hatırlamıyorum. Sonra kapı açıldı ve aşağı indi.

Yemin ederim, o an kalbim durdu sandım.

Yutkunamadım. Gözümü bile kırpamadım. Hayatımda gördüğüm en güzel kız, sanki daha önce hiç görmemişim gibi karşımda duruyordu. Onu her gördüğümde alışmam gerektiğini düşünüyorum ama galiba mümkün değil. Çünkü her seferinde, bir öncekinden daha fazla etkileniyorum.

Birlikte Kaleiçi'nde bir mekâna geçtik. Oturup havadan sudan konuşmaya başladık. Bir süre sonra ona, onun sayesinde ortaya çıkardığım web sitesini gösterdim. Bana verdiği güçten, söylediklerinden ve belki de kendisinin hiç farkında olmadığı bazı şeylerden aldığım cesaretle kurduğum bir siteydi bu. Üstelik sadece siteyi göstermekle kalmadım; onun için yazdığım yazıyı da okuttum.

Yazıyı okurken yüzündeki ifadeyi izliyordum. Beğenip beğenmeyeceğini tahmin edemediğim için çok gerildim.

Yüzündeki tebessümden beğendiğini anladığımda ise kendimi çok garip hissettim.

O an ne hissettiğimi anlatmak gerçekten zor. Hayatımda ilk kez karnımda kelebekler uçuşuyor gibi hissettim. İnsanların filmlerde, şarkılarda ya da kitaplarda anlattığı o hissin gerçekten var olduğunu o an anladım.

Belki de bu yüzden, biraz sonra ona vereceğim hediyeyi düşünürken içimde ayrı bir heyecan vardı.

İlk kez birlikte dışarı çıktığımız zaman, sıradan bir sohbetin arasında bana en sevdiği çizgi film karakterinin Toy Story'deki Mr. Potato Head olduğunu söylemişti. O sırada söylediği şey muhtemelen onun için sadece sohbetin arasında kaybolup giden küçük bir ayrıntıydı. Benim için öyle olmadı.

Hatırladım.

Ve ona Mr. Potato Head aldım.

Hediyeyi verdiğimde yüzündeki mutluluğu görmek, hediyenin kendisinden çok daha değerliydi. Bir kez daha duygulandı ve bana sarıldı. Ardından oyuncağı hemen önümde açmaya başladı. Parçalarıyla uğraşıyor, inceliyor, büyük bir merak ve mutlulukla kurcalıyordu.

Ben ise sadece onu izliyordum.

Göz bebekleri büyümüştü. Yanakları kızarmıştı. Yüzünde istemsiz, durduramadığı bir gülümseme vardı. O kadar mutluydu ki, o mutluluğun sebebinin bir parçası olabilmiş olmak bana tarif edemeyeceğim bir şey hissettirdi.

Biramdan bir yudum aldım ve o an, bana bunu yazdığım için kızacağını bile bile, içimden şöyle düşündüm:

"Şu an ölebilirim ya. Tam şu anı sonsuza kadar izleyebilmek için ölebilirim."

Bir anda yaptığı şeyi göstermek için bana döndü. Gözlerine baktığım saniye aklıma "Guns N'Roses'ın" "This I Love" şarkısı geldi.

Şarkıda söyle diyor. "I've searched the universe and found myself within her eyes".

Bende kendimi onun gözlerinde buldum sanki. Uzun zamandır zihnimi bu kadar susturan bir an yaşamamıştım. O birkaç saniyede kafamdaki bütün düşünceler, bütün dertler ve gün içinde taşıdığım ne varsa biraz olsun geride kaldı. 

  Belki fazla büyük bir cümle.

Belki biraz fazla romantik ve dramatik.

Ama o an gerçekten öyle hissettim.

Sanki çevremizdeki her şey bir anda yavaşlamıştı. Mekândaki sesler, etraftaki insanlar, şehir… Hepsi bir süreliğine anlamını kaybetmiş gibiydi. Benim görmek istediğim tek şey onun yüzündeki o mutluluktu.

Sonra zaman yeniden normal akışına döndü ve biz konuşmaya devam ettik.

Bu kez konuştuklarımızın özel bir başlığı bile yoktu. Hayatlarımızdan, iş yerimizden, sevdiğimiz şeylerden, kendimizden ve aklımıza gelen daha birçok şeyden bahsettik. Bir konu diğerini açtı, sonra başka bir konuya geçtik. Öyle doğal bir sohbetin içinde kaldık ki zamanın nasıl geçtiğini ikimiz de fark etmedik.

Yaklaşık dört saat birlikteydik.

Ama bana sorarsanız, o dört saat birkaç dakika kadar kısa geldi.

Galiba bazı insanlarla zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Çünkü saate bakmak istemiyorsunuz. Konuşmanın bitmesini istemiyorsunuz. Yanındaki insanla geçirdiğin zamanın biraz daha uzamasını istiyorsun.

Ve gece bittiğinde aklımda bütün bunlardan daha farklı bir şey kaldı.

O, daha iyi biri olmak istememi sağlıyor.

Bunu söylerken ne kadar garip göründüğünün farkındayım. Bir insan başka bir insanı nasıl daha iyi biri olmak istemeye itebilir?

Ama galiba bazı insanlar bunu farkında bile olmadan yapıyor.

Onunla konuştukça, onu tanıdıkça, bana anlattığı şeyleri dinledikçe ve bazen sadece yanında oturup onu izledikçe kendimi daha iyi bir hâlimde görmek istiyorum. Daha çok üretmek, daha çok şey yapmak, kendimi geliştirmek ve hayatı biraz daha güzel yaşamak istiyorum.

Mutlu olmak istiyorum.

Belki de hayatımda ilk kez, bir insanın bana böyle bir mutluluğu gerçekten hissettirebileceğini öğreniyorum.

Onun karşımda oturması, gülmesi, bir hediyeyi çocukça bir mutlulukla açması, sonra benimle saatlerce konuşması… Bütün bunların içinde, uzun zamandır hissetmediğim kadar mutlu olduğumu fark ediyorum.

Belki mutluluk bazen çok büyük şeylerde saklı değildir. Bazen bir insanın karşında oturup gülümsemesindedir. Bazen daha önce, sıradan bir sohbetin arasında söylediği küçücük bir şeyi hatırlayıp ona verdiğin hediyeyi açarken gözlerinin parlamasını izlemektedir.

Belki bazı anların güzelliği, ne anlama geleceğini bilmemekten geliyor.

Dün gece de öyle bir andı.

Ama o an bunların hiçbirini düşünmek istemedim.

Ben sadece o anın içinde kalmak istedim.



Share